Ana içeriğe atla

Salyangozlar ve İnsanlar

İstanbul Modern'in her daim ilgi çekmeyi başarabilen sinema seçkisinde bu ay, Türkiye'nin yakın çevresindeki ülkelerin sineması yer alıyor.
Yeni dünya düzeninde değişen rejimi ile var olmaya çalışan ve son dönemlerde sineması hızlı bir yükselişe geçen Romanya'nın bağrından bir film kopup geliyor bu seçkiye: Salyangozlar ve İnsanlar
Zorlu Çavuşesku rejimi sonrası 1992 yılı Romanyası'nda bir yandan ülkeye konser için gelen Michael Jackson'un heyecanı yaşanırken bir yandan da devlet mülkiyetinde iflas eden araba fabrikasının özelleştirilmesinin hüsranı yaşanmaktadır.
Komünizm sonrası Romanyası’nın demokratik yönetimlere geçiş süreci sadece siyasi yapıda bir değişikliği meydana getirmemiş, ekonomik olarak da özelleştirmelerin başladığı, yabancı sermaye girişiminin serbest bırakıldığı bir süreci de beraberinde getirmiştir.
İşte film de tam bu süreçlere tanıklık eden bir zaman diliminde Fransızlara satılacak olan, iflas eden araba fabrikasının kapatılmasını ve bu süreçte işsiz kalacak olan yüzlerce işçinin hikayesini burucu ve keyifli bir dille anlatıyor.
Sendika lideri  George Petrescu, zorlu komünizm koşullarını geride bıraktıkları bir zamanda tekrar zorlu bir hayatın içine girmek ve işsiz kalmak istemiyor.
İzlediği bir reklamda 50$ dolara sperm satıldığını duyunca bütün işçileri spermlerini satma noktasında ikna etmeye ve fabrikayı satın almaya çalışıyor.
Ancak her şey George Petrescu’nun hesap ettiği gibi gitmiyor. Değişen dünya düzeninde yıkılan sınırlar, Batı Avrupa’nın Doğu’yla kucaklaşması aslında göründüğü gibi değil.
Bir yanda fabrikayı satın almaya çalışan Fransızların tek derdi, ucuza fabrikayı ele geçirmek ve ekonomik olarak güçlendikçe güçlenmek. Fransız patronun oğluna, onlar nasılsa parasız yaşamaya alışmış bir yolunu bulurlar, ben bu fabrikayı alamazsam biterim deyişi, patron hedonizmi tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
Diğer yanda ise, ekonomik güç ayrılığı ve onun getirdiği sosyal farklılık daha sperm noktasında başlıyor. Ve bu başlangıç, George Petrescu’nun planlarının yıkılışı oluyor. Zira bir işçinin spermine de talep olmuyor. Ancak hedonist patronların aksine planları alt üst olsa da Emil Ciaron’un deyişiyle sonsuzluğu yaşamanın yolunun gündelik yaşamaktan geçtiğini kabullenen işçilerin doğal, sade ve kendi iç özgürlüklerini benimsedikleri ve bunun için bağımlılığı reddettikleri kinizm hedonizme karşı var oluyor.
Yağmurla ve ılıklıkla yaşamaya adapte salyangozlar gibi o insanlarda kendi ılımanlığında ve gündeliğinde yaşamayı benimsiyor ve onların dengesi gündelik yaşam oluyor, salyangozun dengesini sağlayan su gibi. Soğuk donduruyor, sıcak kurutuyor salyangozun suyunu.  Geçmişin insanın gündelik yaşamını kurutup, geleceği dondurması gibi.
  2012 Varşova Jüri Özel Ödülü’nü alan alan ve geçtiğimiz yıl İstanbul Film Festivali’nde de gösterilen Roman sinemacı Tudor Giurgiu imzasını taşıyan, Salyangozlar ve İnsanlar, dönemin havasını, renklerini, izleyiciye solutmayı başarıyor. Müzikleriyle  o dönemin ruhunu çağırıyor. Aşk, tutku, aldatılmak, ilişkiler, ikiyüzlülük, birlik beraberlik, adaletsizlik gibi pek çok konuyu birbirini boğmadan ve dağıtmadan senaryonun içinde eriyip gidiyor.
Yakın coğrafyalardaki komşuların acı ve tatlı yanlarındaki lezzete dahil olmak isteyen herkese, Salyangozlar ve İnsanlar.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hayatımın Yolculuğu/ A Walk in the Woods Hayatlarımızın ellerimizin arasından hızla kayıp gidiyor olma fikri yaşam yolculuğumuza dair yeni alanlar açmamıza neden olur çoğu kez, tabi hayatı ıskalamadan yaşama cesaretini gösterebilenler için.  Bu cesareti gösterenler kendi kişisel yolculuğuna adım attıkları andan itibaren kendi hayatlarının kahramanlarına  dönüşmeye doğru bir yolculuğa çıkarlar ve “kahramanın yolculuğu” başlar. Mitolojik öykülerden, masallardan sinemaya da sirayet eden bu hikâye anlatma şekli,  insan yaşantısı değişse de arketipsel özelliklerinden dolayı çağlardan beri varlığı korumaya devam ediyor. Sinemada klasik anlatının, bu temeller üzerine kurulduğunu düşündüğümüzde, kahramanın yolculuğunun sinemada örnekleri saymakla bitmez. Hatta A Walk in the Woods/ Hayatımın Yolculuğu da bunlardan biri. Robert Redford’un canlandırdığı Bill, bir yolculuğa çıkmak için gereken çağrısını, bir tanıdığının cenaze töreninde alıyor. Ve hayatının...

Footprints: The Path of Your Life

İlk adımlar, türümüzün dünyayla temasının başlangıcı ve sonrasında hep ileriye daha ileriye gitmek, görmek, keşfetmek, bulmak, kaçmak, kaybolmak için attığı adımlar ve ardında bıraktığı ayak izleri, bazen bir kumun üzerinde, bazen karın, toprağın, suyun, çimenin üzerinde… dokunulduğu zemine göre kalıcılığı değişen, fiziksel varlığımızın dünya da en kolay yoldan görünür izleri…. Adım atmak, iz bırakmak gerçek anlamıyla ne kadar kolay olsa da mecazi anlamı söz konusu olduğunda herkes için bazen çok da kolay olamayan bir hal. Zira motivasyon, kararlılık, istek, azim, belki kırılganlık, belki başkalarından yardım isteği, dayanışma gibi pek çok bileşene ihtiyaç duyulan bir hal bir yanıyla da. İşte böyle bir hikâyeye adım atan 11 adamın 1000 km’lik haç yolculuğunun izini sürmek için Footprints: The Path of Your Life, adlı belgesel kendi kişisel hikayelerimize adım atmaya dair belki bir motivasyon aracı olarak da görülebilir. Netflix yapımı bu belgesel de Arizona’da yaşayan İspanyol...