Hayatımın Yolculuğu/ A Walk in the Woods
Hayatlarımızın ellerimizin arasından hızla kayıp gidiyor
olma fikri yaşam yolculuğumuza dair yeni alanlar açmamıza neden olur çoğu kez,
tabi hayatı ıskalamadan yaşama cesaretini gösterebilenler için.
Bu cesareti gösterenler kendi kişisel yolculuğuna adım
attıkları andan itibaren kendi hayatlarının kahramanlarına dönüşmeye doğru bir yolculuğa çıkarlar ve “kahramanın
yolculuğu” başlar.
Mitolojik öykülerden, masallardan sinemaya da sirayet eden
bu hikâye anlatma şekli, insan yaşantısı
değişse de arketipsel özelliklerinden dolayı çağlardan beri varlığı korumaya
devam ediyor.
Sinemada klasik anlatının, bu temeller üzerine kurulduğunu
düşündüğümüzde, kahramanın yolculuğunun sinemada örnekleri saymakla bitmez.
Hatta A Walk in the Woods/ Hayatımın Yolculuğu da bunlardan biri.
Robert Redford’un canlandırdığı Bill, bir yolculuğa çıkmak
için gereken çağrısını, bir tanıdığının cenaze töreninde alıyor. Ve hayatının
bundan sonra böyle gitmemesi gerektiği fikri hızla Bill’i ikna etmeye başlıyor.
Bill, Amerika’nın güneyinden kuzeyine
doğru uzanan Apphalacian yürüyüş rotasını sırt çantası ile yürüyerek
tamamlamaya karar veriyor.
Ama tabi ki bu aşama da, eşikten atlama kısmında, ise karısı,
Bill’in bu yolculuğa çıkmasına engel olmaya çalışıyor. Onu ikna etmek için, bu
rotayı tamamlayamayan insanların hikâyelerini ve yol boyunca karşılaşabileceği
güçlükleri önüne koyuyor ve yalnız başına bu yolculuğa çıkamayacağını da not
düşüyor. Ama Bill’in kararlılığı ve yıllar öncesinden çıkıp gelen eski bir
arkadaşı , Katzt, onunla bu yola çıkmaya hazır olunca Bill de bu eşikten
kolaylıkla geçiyor.
Eşikten atlayan Bill’i bir sonraki aşamada sınavlar
beklemektedir. Katzt, Bill’in eşikten atlamasına yardımcı olmuştur olmasına ama
alkol bağımlısı, bacağında pilatini olan, zor yürüyen biridir. Bunun yanı sıra
Bill’in gençliğinde en yakın arkadaşı olan ancak yıllardan beri küs olduğu Katzt,
onun kendine dair sakladığı gölgede kalmış yanlarıyla yüzleşmesine de neden
olmaktadır. Ancak filmde bu kısım
karakterin derinliğine inme açısından son derece sığ kalıyor. Nick Nolte’ın
canlandırdığı Katzt karakterinin absürtlüğü üzerinden bir komedi havası da
yaratılmaya çalışılıyor.
Yer altı dünyasına iniş ya da ölüm kısmında ise Bill, onun
gölge yanlarını ortaya çıkaran doğanın güçlüklerine ve Katzt’e karşı yavaş
yavaş meydan okumayı bırakıyor, güçlü doğa koşullarında genç ve dinamik biri gibi bu yolculuğu sonuna kadar ve hiç yardım
almadan tamamlayamayacağı fikrini kabul ediyor. Bill, nehirden karşıdan karşıya geçerken yardımlarını “bana ne cüretle yardım edebilirler” tavrı
içinde reddettiği gençleri, Katzt ile kayalardan aşağıya yuvarlandıklarında, doğanın zorlu koşullarında hayatta kalmak için
kendinden daha genç ve dinç birilerinin yardımına ihtiyacı olduğunu kabul
ediyor. Ve Bill’in yaşlandığını kabul etmemeye dair olan inancı bir gece
boyunca Katzt ile birlikte esir kaldığı kayalıkların arasında yitip gidiyor.
Bill’in yaşlılığa karşı yok olan bu inancının yerini, yaşını
ve kendini olduğu gibi kabul halı alıyor ve buradan sonra Bill’in gideceği tek
yer kalıyor o da evi, karısının yanı. Bill yolculuğuna başladığı yere, hayata bakışı farklılaşmış bir kişi olarak dönünce, katarsis etkili bir kahramanın yolculuğu daha
bu filmle de son buluyor.
Yorumlar
Yorum Gönder