Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Nisan, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İstanbul Film Festivali'nin En iyi Uluslararası Filmi: Körlük

İstanbul FilmFestivali'nin kıymetlisi  Altın Lale'yi almaya alışkın Norveçli yönetmen Joachim Trier'in, Reprise ve Osla 31 Ağustos filmlerinin senaryosunu birlikte yazdığı Eskil Vogt,  bu yıl Joachim Trier'den bayrağı teslim alıyor ve bu kez senaryosunu tek başına yazdığı ve ilk yönetmenlik denemesi olan filmi, Körlük ile Altın Lale'yi bir kez daha kuzey ışıkları ile buluşturuyor. Görme yetisini yitirmiş yazar bir kadın, ve mimar kocası yeni bir eve taşınırlar. İngrid, kocasının yardımıyla, yolları, mağazaları, binaları ve bir çok nesneyi rengi ve şekliyle zihninde canlı tutmaya çalışır. Kocası Morten, İngrid'in hafızasınında görüntülerin canlı kalabilmesi için ona destek olur. Anlattıklarıyla ve anlatmadılarıyla İngrid'in hayal dünyasında nesnelerin görünür kılınmasına yardımcı olmaya çalışır. İngrid ve Morten'in dışında, Morten'in eski arkadaşı Einar ve onun karşı apartmanında oturan ve Einar'ın arzu nesnesi haline gelen Elin'de hikayenin...

İstanbul Film Festivali'nden:The Invisible Woman/ Görünmeyen Kadın

Viktorya  döneminin büyük romancısı Charles Dickens'ın yasak aşkını konu alan, İngiliz yazar Tomalin’ in 1990 yılında basılan “The Invisible Woman: The Story of Nelly Ternan and Charles Dickens” (Görünmeyen kadın: Nelly Ternan ve Charles Dickens’ ın Hikayesi) adlı kitabından uyarlanan film, Viktorya döneminin katı ahlaksal çerçevesinin içinde yeşeriyor. Edebiyatın birçok sanattan üstün tutulduğu bir dönemde halkın göz bebeği olan 45 yaşındaki Charles Dickens, evli, on çocuklu ve karısını çekici bulmayan bir adamdır. Öyle ki karısını çıplak gördüğü bir an bile, başka birinin mahremine girmişçesine, sanki kapıyı yanlışlıkla açmış ta hemen kapatıp gitmesi gerekiyormuş gibi davranır. Dickens, hayat enerjisi yüksek, tutku dolu, tazecik bir aşkın peşine düşecek kadar heyecanlı bir adam olduğu için 18 yaşındaki gencecik, güzel Nelly'in peşine de düşmekten geri kalmaz. Ama devir 19. yy İngilteresi ve Viktorya devri olunca, Dickens'ın aşkının peşine düşmesi, her şeyi bir ...

İstanbul Film Festivali'nden: We are the Best/ Bizden İyisi Yok

33. İstanbul Film Festivali'nin kuzeyden gelen filmi," We are the Best/ Bizden İyisi Yok", Punk öldü diyenlere inat Punk ruhunu yaşatmaya çalışan kız grubu olduğunu reddeden, üç asi ergen kızın hikayesi. Bol kahkahalı ve kalabalık bir doğum gününde kalabalığın içinde pek fark edilmeyen annesi ile babası ayrı olan Bobo, 13 yaşında bir kız olmasına rağmen Punk'a olan merakından dolayı kendi kestiği kısa saçları ve erkeksi giyinişiyle bir kızdan çok erkeğe benzer. Bobo bu haliyle bir anlamda sürekli erkek arkadaş değiştiren, işveli annesi gibi olmayı redddeder. Odasına çekilip dinlediği müzikle ve ancak kendi gibi kafa dengiolan arkadaşı Klara ile hayata tutunur. Klara'da geleneksel kalıp yapıdaki ailesine kafa tutan, aykırı, isyankar ruhu, saçları gibi, punk ruhuyla eş bir ergendir. Bobo ve Klara içlerindeki asiliği dışa vurmak, farklı oldukları dile getirmek için kendilerine müziği ifade aracı olarak seçerler. Bunun için bir çalışma takvimine göre işleyen bir...

İstanbul Film Festivali'nden: Yıldız Olmaya Ramak Kala

Sahnede devleşen dünyaca ünlü starların back vokalleri, ne zaman kaçımız için bir yüz oldu diye bir soruyla karşı karşıya kalsak kaçımız bunun cevabını isim vererek cevaplayabiliriz ki? Belki birkaçımız belki hiçbirimiz. Ama iş o back vokallerin sesine ve şarkıya kattıklarına gelince durum değişir. Özellikle de bu ses, dünyanın en kıskanılası gırtlağına sahip olan güçlü seslerin kaynağı Afro Amerikan kadınlar ise. Sting'den Mick jagger'a Joe Cocker'a Bruce Springsteen'e kadar pek çok dünyaca ünlü starın sesine ses katan, birbiriyle oluşturdukları uyumla sahnedeki sanatçı ne isterse onun istediği tınıya bürünen o esnada kendi kişiliğinden vazgeçip sadece bütünün bir parçası olmaya odaklanan vokaller neden vokal de solist değil? Solist olacak kadar yeteneği mi yok, yoksa yeterince çalışıp çabalamıyorlar mı ya da Sting'in dediği gibi star olmanın bir de psikolojik yönü, şans ve kader tarafı da mı var? Bu yıl En İyi Belgesel Dalı’nda Oscar kazanan ve 33. İstanbul...

İstanbul Film Festivali'nden: Reunion

Bir mezunlar buluşması, geçen yıllardan sonra bir araya gelen eski sınıf arkadaşları, birlikte geçen günlerine ve dostluklarına dair düzülen methiyeler, özlemler sınıfın havalıları ve ezikleri. Vakti zamanında sınıfın eziklerinden biri olarak görülen Anna, ergen benmerkezciliğinin zirvesini yaşayan sınıfın havalıları tarafından, yıllar sonra da kale alınmaz ve bu buluşmaya davet edilemez. Bu olay da, geçmişten gelenlerle birleşince Anna'da bir patlama yaratır. Anna, geçmişte sınıf arkadaşlarıyla yaşadığı kötü izlerden yola çıkarak, davet edilmediği mezunlar buluşması ile ilgili, yıllardan beri içinde birikenleri dışa vurduğu, geçmişindeki kişilerle yüzleştiği bir film çeker. Bu film, filmin ilk bölümü olur. İkinci bölümünde ise, tek tek sınıf arkadaşlarını arayıp filmi onlara izletir. Her ne kadar hepsine ulaşamasa da, ya da ulaşma konusunda oldukça sıkıntı yaşasa da Anna, geçmişiyle yüzleşmekten vazgeçmez. Tek tek sınıf arkadaşlarının peşine düşer. Geçen zaman olgun...

İstanbul Film Festivali'nden: Walesa

Sabah uyanıp kalktığımda "bir film yapmak lazım" diyorum, "tembelliğe mahal yok" diyorum, diyen usta bir sinemacının tembellik yapmadığının ispatı Walesa. 33. İstanbul Fim Festivali'nde Yaşam Boyu Başarı Ödülüne layık görülen Polonya sinemasının yıllanmış çınarı Andrej Wajda, sağlık sorunları nedeniyle gelemediği festivale Polonya'nın tarihinden bir kesite odaklanan filmi, Walesa ile dahil oldu. Wajda, Polonya tarihinde önemli bir yere sahip olan tersane işçiliğinden sendika temsilciliğine, başkanlığa ve hatta Polonya'nın Cumhurbaşkanlığı'na kadar uzanan siyasi bir geçmişe sahip olan lider Lech Walesa'nın yaşamını Walesa filmine konu ediniyor. Film, farklı zaman dilimlerini bir araya getiriyor. Bir gazetecinin Walesa'nın liderlik öyküsü üzerine yaptığı röportaj ile başlayan film, Walesa'nın hikayesini anlatmasıyla geçmişe dönüyor. Gazetecinin soruları filmin zamanını, Walesa'nın cevapları ise çoğunlukla geçmişin zamanını yansıtıy...

İstanbul Film Festivali'nden:Ben, Kendim ve Annem

Bir şeyi kırk kez söylersen olur mantığıyla yaklaşılan Guillaume, kendini bilmeye başladığı andan itibaren annesinin kızı gibidir. İki oğlu olan Guillaume'in annesi üçüncüsünün kız olmasını istemiş ancak olmayınca erkek doğan bebeğinden umudunu kesmemiş, biyolojik olarak doğurmayı başaramadığı kızını, davranışlarıyla doğurmayı hedeflemiştir. Annesinin bu emelleri üzerine dünyaya gelen Guillaume'in diğer erkek kardeşleri gibi olma lüksü yoktur. Zira annesi, onları yemeğe çağırırken bile "oğullarım hadi yemeğe" diye değil, "oğullarım ve Guillaume hadi yemeğe" diye çağırır. Annesinin bu ve benzeri pek çok davranışının etkisi altında büyüyen Guillaume'de hiç bir zaman annesinin isteği dışında bir çocuk olmamış, aksine hep kız gibi olmaya çalışmış ve kız gibi yaptığı her şeyden, annesini memnun ettiği mutlu da olmuştur. Annesinin istediği gibi olmakla annesi için ayrıcalıklı hale gelen Guillaume, bu durumdan son derece hoşnuttur. Erkek kardeşleri Guillaum...

İstanbul Film Festivali'nden: Uzun Yol

Sevdiği adamla evlenmek için ailesine karşı gelip, sevdiği adama kaçan bir kadının başına, neler gelir neler, düşüncesi üzerine inşa edil(eme)miş bir film, Uzun Yol. Daha ilk sahnelerinden itibaren kimin derdinin ne olduğuna, hikayenin ne yöne gideceğine dair bir sürü ip ucu veren, üstelik sadece ip ucu vermekle de kalmayan, birbirine benzeyen çok sayıda işlevsiz planı da  barındıran bir film, aynı zamanda Uzun Yol. Çekilen planlar ziyan olmasın mantığıyla uzatıldığını düşünmeden edemediğim filmin süresi, haliyle hikayeyi anlatmak için fazlasıyla uzun. Filmin sonundaki çıkışsızlık ise gazete haberlerinin 3. sayfalarını aratmayan cinsten. Antalya Altın   Portakal Film Festivali'nde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü aldı film. Film için, nasıl ödül aldı demeyeceğim, zira başrol oyuncuları filmin neredeyse dikkate değer tek yanı. İstanbul  Film Festivali'nde "Türk Sineması Yarışma Dışı "bölümünde gösterilen film, maalesef Türk Sineması için bir hayal kırıklığından ö...