Ana içeriğe atla

İstanbul Film Festivali'nden: Reunion

Bir mezunlar buluşması, geçen yıllardan sonra bir araya gelen eski sınıf arkadaşları, birlikte geçen günlerine ve dostluklarına dair düzülen methiyeler, özlemler sınıfın havalıları ve ezikleri.
Vakti zamanında sınıfın eziklerinden biri olarak görülen Anna, ergen benmerkezciliğinin zirvesini yaşayan sınıfın havalıları tarafından, yıllar sonra da kale alınmaz ve bu buluşmaya davet edilemez. Bu olay da, geçmişten gelenlerle birleşince Anna'da bir patlama yaratır.
Anna, geçmişte sınıf arkadaşlarıyla yaşadığı kötü izlerden yola çıkarak, davet edilmediği mezunlar buluşması ile ilgili, yıllardan beri içinde birikenleri dışa vurduğu, geçmişindeki kişilerle yüzleştiği bir film çeker.
Bu film, filmin ilk bölümü olur. İkinci bölümünde ise, tek tek sınıf arkadaşlarını arayıp filmi onlara izletir. Her ne kadar hepsine ulaşamasa da, ya da ulaşma konusunda oldukça sıkıntı yaşasa da Anna, geçmişiyle yüzleşmekten vazgeçmez. Tek tek sınıf arkadaşlarının peşine düşer.
Geçen zaman olgunluğa, büyümeye ne kadar müsait anlar bıraksa da geride, herkes aynı şekilde zamandan nasibini almaz.
Yıllara rağmen değişmemiş, ergen benmerkezciliğini kaybetmemiş, elinde bulundurduğu gücü başkalarını ezmek için kullanmaktan vazgeçmeyen, kendiyle yüzleşmekten kaçan tiplerin inatla, inadını kırmaya çalışır Anna, kendi yaralarından kurtulmak için.
İnsanın kendini en iyi tedavi etme yollarından biri olan sanatı seçen Anna, çıktığı bu yolculukta yaşadığı her yüzleşme, her kendini ifade ediş ile kendiyle bütünleşmeye dair koşarcasına adımlar atar.
Okulda iken sınıftakiler arasındaki hiyerarşinin altında ezilmiş olan Anna, yaşadığı yüzleşmelerle sıkıntılarından bir bir kurtulur.
Filmin son sahnesi, bu özgürlüğe ve hafifliğe bir övgüdür adeta. Kamera sürekli yükselir. Kamera yükseldikçe, insanlar, mekanlar ve her şey küçülür. Anna'nın okul yıllarında biriktirdiği acılarının, önemsediği hiyerarşik sınıf düzeninin tepesindekilerin küçülmesi gibi.
Onlar küçüldükçe daha da hafifler Anna ve bir kuş gibi gökyüzünde süzülür. Bütünü görmeye, parçalara takılmamaya ve bütünün bir parçası olmaya başlar.
Hem de hiyerarşinin doğduğu okulun tepesinde, yükselir ve altlarında olduğunu hissettiği hiyerarşinin ne kadar küçüldüğünü de görür.
Çocukluktan başlayan insan ilişkilerine dair psikolojik bakışı güçlü bu film, biçimsel anlamda eksiksiz bir film olmasa da, hikayesiyle, kurgusuyla, insanlar arasındaki dayatmaları ve hiyerarşiyi içtenlikle mercek altına alıyor.
İlk bölümdeki kurmacanın gergin ortamı ve patlamaların yarattığı merak ve heyecan duygusu ikinci bölümün gerçekliği içinde bir nebze azalıyor.
İlk bölüm insanın oyuncu yanını, ikinci bölüm ise gerçekliğini ortaya koyarken, insanın aklına o halde ne kadar gerçeğimiz ne kadar oyuncu yanımız sahnede diye bir soru da gelmeden edemiyor.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hayatımın Yolculuğu/ A Walk in the Woods Hayatlarımızın ellerimizin arasından hızla kayıp gidiyor olma fikri yaşam yolculuğumuza dair yeni alanlar açmamıza neden olur çoğu kez, tabi hayatı ıskalamadan yaşama cesaretini gösterebilenler için.  Bu cesareti gösterenler kendi kişisel yolculuğuna adım attıkları andan itibaren kendi hayatlarının kahramanlarına  dönüşmeye doğru bir yolculuğa çıkarlar ve “kahramanın yolculuğu” başlar. Mitolojik öykülerden, masallardan sinemaya da sirayet eden bu hikâye anlatma şekli,  insan yaşantısı değişse de arketipsel özelliklerinden dolayı çağlardan beri varlığı korumaya devam ediyor. Sinemada klasik anlatının, bu temeller üzerine kurulduğunu düşündüğümüzde, kahramanın yolculuğunun sinemada örnekleri saymakla bitmez. Hatta A Walk in the Woods/ Hayatımın Yolculuğu da bunlardan biri. Robert Redford’un canlandırdığı Bill, bir yolculuğa çıkmak için gereken çağrısını, bir tanıdığının cenaze töreninde alıyor. Ve hayatının...

Footprints: The Path of Your Life

İlk adımlar, türümüzün dünyayla temasının başlangıcı ve sonrasında hep ileriye daha ileriye gitmek, görmek, keşfetmek, bulmak, kaçmak, kaybolmak için attığı adımlar ve ardında bıraktığı ayak izleri, bazen bir kumun üzerinde, bazen karın, toprağın, suyun, çimenin üzerinde… dokunulduğu zemine göre kalıcılığı değişen, fiziksel varlığımızın dünya da en kolay yoldan görünür izleri…. Adım atmak, iz bırakmak gerçek anlamıyla ne kadar kolay olsa da mecazi anlamı söz konusu olduğunda herkes için bazen çok da kolay olamayan bir hal. Zira motivasyon, kararlılık, istek, azim, belki kırılganlık, belki başkalarından yardım isteği, dayanışma gibi pek çok bileşene ihtiyaç duyulan bir hal bir yanıyla da. İşte böyle bir hikâyeye adım atan 11 adamın 1000 km’lik haç yolculuğunun izini sürmek için Footprints: The Path of Your Life, adlı belgesel kendi kişisel hikayelerimize adım atmaya dair belki bir motivasyon aracı olarak da görülebilir. Netflix yapımı bu belgesel de Arizona’da yaşayan İspanyol...

Salyangozlar ve İnsanlar

İstanbul Modern'in her daim ilgi çekmeyi başarabilen sinema seçkisinde bu ay, Türkiye'nin yakın çevresindeki ülkelerin sineması yer alıyor. Yeni dünya düzeninde değişen rejimi ile var olmaya çalışan ve son dönemlerde sineması hızlı bir yükselişe geçen Romanya'nın bağrından bir film kopup geliyor bu seçkiye: Salyangozlar ve İnsanlar Zorlu Çavuşesku rejimi sonrası 1992 yılı Romanyası'nda bir yandan ülkeye konser için gelen Michael Jackson'un heyecanı yaşanırken bir yandan da devlet mülkiyetinde iflas eden araba fabrikasının özelleştirilmesinin hüsranı yaşanmaktadır. Komünizm sonrası Romanyası’nın demokratik yönetimlere geçiş süreci sadece siyasi yapıda bir değişikliği meydana getirmemiş, ekonomik olarak da özelleştirmelerin başladığı, yabancı sermaye girişiminin serbest bırakıldığı bir süreci de beraberinde getirmiştir. İşte film de tam bu süreçlere tanıklık eden bir zaman diliminde Fransızlara satılacak olan, iflas eden araba fabrikasının kapatılmasını ve ...