İlk adımlar, türümüzün dünyayla temasının başlangıcı ve
sonrasında hep ileriye daha ileriye gitmek, görmek, keşfetmek, bulmak, kaçmak,
kaybolmak için attığı adımlar ve ardında bıraktığı ayak izleri, bazen bir kumun
üzerinde, bazen karın, toprağın, suyun, çimenin üzerinde… dokunulduğu zemine
göre kalıcılığı değişen, fiziksel varlığımızın dünya da en kolay yoldan görünür
izleri….
Adım atmak, iz bırakmak gerçek anlamıyla ne kadar kolay olsa
da mecazi anlamı söz konusu olduğunda herkes için bazen çok da kolay
olamayan bir hal. Zira motivasyon, kararlılık, istek, azim, belki kırılganlık, belki
başkalarından yardım isteği, dayanışma gibi pek çok bileşene ihtiyaç duyulan
bir hal bir yanıyla da.
İşte böyle bir hikâyeye adım atan 11 adamın 1000 km’lik haç
yolculuğunun izini sürmek için Footprints: The Path of Your Life, adlı belgesel
kendi kişisel hikayelerimize adım atmaya dair belki bir motivasyon aracı olarak
da görülebilir.
Netflix yapımı bu belgesel de Arizona’da yaşayan İspanyol
bir Katolik rahip olan Sergio ve birbirlerini kısa bir süre önce tanımış olan Katolik
kilisesine mensup, farklı yaş ve meslek kollarından 10 adamın Madrid’ten
başlayan ve yaklaşık 1000 km süren El Camino de Santiago’ya (St. James Yolu)
olan yolculuğuna odaklanıyor.
Yolculuk adım atmanın hem gerçek hem de mecazi anlamını
içinde barındıran bir durum aslında, zira hiçbir yolculuk, yolculuğun
öncesindeki insanı kendinde barındırmıyor. Tıpkı bu adamların hikayesinde
olduğu gibi. Onları bir araya getiren ortak inançları; attıkları her adımda
kendilerine, zayıflıklarına, tanımadıkları taraflarına, bencilliklerine,
diğerleri ile olan ilişkilerine de bir adım.
Fiziken daha güçlü olan, güçsüz olan karşısında kendini gördüğünde
rekabetçi bir hale, böbürlenmeye girip daha mı hızlı yürümeli yoksa, kendi
gücünden karşısındaki daha güçsüz olana mı gücünü akıtmalı ki, dayanışmanın
ayak izleri kalsın geri de. Her zorluk yeni bir muhasebeyi beraberinde getirirken,
kişinin bedeninin içindeki bedenlere ulaşmasının da kapısı aralanıyor bu
yolculukta. Yogadaki Kosha’ları aklıma getiriyor bu yolculuk.
Günlerce sürecek yolculukta, ihtiyaç duyulan giysiler, yiyecekler,
bedenin ihtiyacı olan her şey ne olur ne olmaz diye doldurulan, yolculukla
özdeşleşmiş o sırt çantalarının içinde, yollar uzadıkça artan yüklere dönüşmeye
başlıyor.
Aynı zamanda da yogadaki o bedenlerden bir bedenden başka
bir bedene de geçiş oluyor o geride bırakılan yollarla, Annamayakosha( fizik
beden) yerini Pranamayakosha’ya (nefes beden) bırakıyor. Artık çantadaki bir tane
daha t-shirt ya da öylesine bir yiyecek yerine, nefesi daha kolay bir şekilde iç
organlarına baskı yapan yükler olmaksızın alıp vermek ve oradan beslenmek daha
önemli oluyor.
Yolun zorluklarına, uzunluğuna, bedendeki yorgunluklara ve
acılara odaklanmak yerine sadece dikkatlerini attıkları adıma getirerek bir bedenden
daha sıyrılıp, Manomayakosha’ya (Duygusal ve zihinsel beden) hallere ulaşıyorlar
arkalarında bıraktıkları 100’lerce km’lik yollardan sonra.
Tabii ki zihni dağıtacak, dikkati atılan adımdan başka yönlere
çekecek birçok şey de mevcut yine her anın içinde. Ve o an da yine başka bir bedene
ulaşmakla açılacak kapının ardındaki bedenin Vidnamayakosha’nın (Akıl beden) içinde.
Oradaki değerlere uygun yaşama hali, belki de bu 11 adamın birbirlerine tutunmalarıyla,
birbirlerini ezip geçmek ve sanki bir yarıştaymışlar gibi yolu ilk tamamlama
hedeflerini bir yana bırakıp bu yolculuğa çıkma amaçlarını ve yaşamlarındaki
değerleri hatırladıklarında, birbirlerinin hızlarını kesseler de birlikte o
yolu tamamlama isteği, bencillik yerine bütünlük değerine sahip olduklarını
hatırlamaları hepsini bir adım daha kendilerine yaklaştırıyor.
Ve St James Yolculuğunu tamamladıklarında en içteki o saadet
beden olan Anandamayakosha’nın (saadet beden) kapısı da, geride kalan 1000’lerce
km ve günler sonrasında varılan kilisenin kapısında açılıyor.
Belgesel boyunca İspanya’nın muhteşem doğası da yolculuğun önemli
aktörlerinden birine dönüşüyor. Zorlu yollar, dar patikalar, dik yokuşlar, sarp
kayalıklar, nemli ormanlar, kısa mesafelerde değişen yükseltiler ve bu
değişimin beraberinde getirdiği biyomların çeşitliliği, seyre doyum olmayan manzaraları
da değişimiyle karakterlere çıkardığı zorluklarla onları ayrıca bir teste tabi
tutuyor.
Belgeselde bu yolun önemi, İsa ve Meryem ile ilgili
hikayeler de animasyon şeklinde tarihsel olarak araya serpiştirilmiş.
Bu hac yolculuğu, onlar için Hristiyanlık açısından
önemliydi ama ister dinsel ister ruhsal isterse hepsinden ayrı başka amaçlarla
çıkılmış bir yolculuk gibi baktığımızda
da geriye sadece yolculuğun kendisi kalıyor ki o yolculuk; engellerle karşılaşınca
insanın potansiyelini gördüğü, acının değerler karşısında sineye çekildiği,
küçük bir desteğin insani dokunuşun, insandaki umudu körüklediği, sahip olunan
her şeye ihtiyaç var mı sorusunun cevabının arandığı, kaçtıkça daha az huzur
bulmanın yerini durup bakmaya, gürültünün sesini kısıp sessizlikteki sesleri
dinlemeye, kendine ve başkalarına inanmaya atılmış bir adımın ayak izinden
başka da bir şey değil belki de….

Yorumlar
Yorum Gönder