Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Şanşlı Per/ Fortunate Man

Danimarka’nın deneyimli ve başarılı yönetmeni Billie August’un Nobel ödüllü Danimarkalı yazar Henrik Pontoppidan’ın Lykke Per/ Lucky Per adlı romanında sinemaya uyarladığı Lykkke Per/ Fortunate Man, yönetmenin Night Train to Lisbon/Lizbon’a Gece Treni filminden sonra yine bir roman uyarlamasıyla karşımıza çıktığı ve roman tadında ilerleyen 2018 yapımı filmi. 19. yüzyılda Danimarka kırsalında yaşayan dinine sıkı sıkıya bağlı, katı kuralları olan ve ailesini de bu kurallar içinde tutmak isteyen bir kilise rahibinin oğlu olan Peter Sidenius, babasının şekillendirdiği bu aile ortamının baskıcılığından çıkışı, kabul aldığı Kopenhang’taki mühendislik fakültesi olarak görür. Zira Peter hırslı, inatçı, azimli bir gençtir. Ve bu kararıyla ailenin kurallarına karşı çıkar ve babasının değer yargılarını reddederek, kendi bağımsızlığını ilan eder. Babası ona hiçbir şekilde maddi olarak destek olmayacaktır, sadece O’na, giderken kendi babasından kalan bir cep saatini hediye etmek ister ancak P...
En son yayınlar

Footprints: The Path of Your Life

İlk adımlar, türümüzün dünyayla temasının başlangıcı ve sonrasında hep ileriye daha ileriye gitmek, görmek, keşfetmek, bulmak, kaçmak, kaybolmak için attığı adımlar ve ardında bıraktığı ayak izleri, bazen bir kumun üzerinde, bazen karın, toprağın, suyun, çimenin üzerinde… dokunulduğu zemine göre kalıcılığı değişen, fiziksel varlığımızın dünya da en kolay yoldan görünür izleri…. Adım atmak, iz bırakmak gerçek anlamıyla ne kadar kolay olsa da mecazi anlamı söz konusu olduğunda herkes için bazen çok da kolay olamayan bir hal. Zira motivasyon, kararlılık, istek, azim, belki kırılganlık, belki başkalarından yardım isteği, dayanışma gibi pek çok bileşene ihtiyaç duyulan bir hal bir yanıyla da. İşte böyle bir hikâyeye adım atan 11 adamın 1000 km’lik haç yolculuğunun izini sürmek için Footprints: The Path of Your Life, adlı belgesel kendi kişisel hikayelerimize adım atmaya dair belki bir motivasyon aracı olarak da görülebilir. Netflix yapımı bu belgesel de Arizona’da yaşayan İspanyol...

Kefernahum

Mülteciler, kimilerine göre istilacılar kimilerine göre yardım eli uzatılması gerekenler. Mülteci çocuklar, diğer çocuklar gibi çocukluğunu yaşayamayan, okula gidemeyen, hayatı sokaklardan öğrenen, kavganın ortasında, zamanından çok önce büyümek durumunda kalan ya da büyüme şansı olmayan çocuklar… Dünya genelinde sayıları 65 milyona ulaşan mülteciler, yeni umutların peşine düşerek yeni yollar ararken, bazen daha o yolun sonuna varamadan umutları tükeniyor her yıl Akdeniz üzerinden Avrupa’ya geçmeye çalışan yaklaşık 1 milyon göçmenden binlercesinin tükendiği gibi. İsimleri, hayatları bazen sayıdan ibaret olan pek çok mültecinin varlığı yasal bile değil. Bu hikayelerin binlercesi mevcut. Bu meseleye ya duvar örerek “sterilize” bir dünya yaratılıyor ya da bir yerlerden yardım elleri uzanıyor ve bu hikayelerdeki bazı kişilerin varlığına dokunup onların varlığını meşru hale getirmek için adımlar atılıyor, kaosun ortasında. İşte bu kaosta atılan o adımlara şahit olma şansını yakaladığım...

Genius/Fırtınalı Hayatlar

A. Scott Berg’ün, “Max Perkins: Editor of Genius” isimli kitabından uyarlanan “Genius” , 1920’ler New York’unun yazın dünyasında kapalı kapılar ardında karanlıklarda kalmış bir süreci aydınlatıyor, daktilonun siyahı ve kağıtların kırık beyazının arasında gidip gelen bir ışığın eşliğinde. Kendini  yayınevlerine kabul ettirmeye çalışan, yazdığı sayfalar dolusu betimlemeleri ve uzun otobiyografik romanları ile New York’taki yayınevlerinin kapısını aşındırmaktan umutsuzluğa düşmüş Thomas Wolfe (Jude Law), hüsranlarından birini daha editör Maxwell Perkins’in (Colin Firth) soğuk ve mesafeli tavırlarının karşısında Charles Scribner’s Sons yayınevininde de yaşayacağını düşünür. Ancak Perkins ise uzun uzadıya yazan bu hoyrat adamın yazdıklarındaki dehayı bir an önce gün ışığına çıkarmak ister. Bunun için hemen işe koyulmaya hazırdır. Zira Perkins’in işine gösterdiği ilgi herkesten ve her şeyden fazladır. Beş kızı ve karısıyla yaşadığı konakta, çoğu zaman kitapların taslaklarına her ş...
Hayatımın Yolculuğu/ A Walk in the Woods Hayatlarımızın ellerimizin arasından hızla kayıp gidiyor olma fikri yaşam yolculuğumuza dair yeni alanlar açmamıza neden olur çoğu kez, tabi hayatı ıskalamadan yaşama cesaretini gösterebilenler için.  Bu cesareti gösterenler kendi kişisel yolculuğuna adım attıkları andan itibaren kendi hayatlarının kahramanlarına  dönüşmeye doğru bir yolculuğa çıkarlar ve “kahramanın yolculuğu” başlar. Mitolojik öykülerden, masallardan sinemaya da sirayet eden bu hikâye anlatma şekli,  insan yaşantısı değişse de arketipsel özelliklerinden dolayı çağlardan beri varlığı korumaya devam ediyor. Sinemada klasik anlatının, bu temeller üzerine kurulduğunu düşündüğümüzde, kahramanın yolculuğunun sinemada örnekleri saymakla bitmez. Hatta A Walk in the Woods/ Hayatımın Yolculuğu da bunlardan biri. Robert Redford’un canlandırdığı Bill, bir yolculuğa çıkmak için gereken çağrısını, bir tanıdığının cenaze töreninde alıyor. Ve hayatının...

Kış Uykusu

NBC, Uzun uzun durgun ve diyalogsuz planlarla ve fotografik görüntülerle dolu karlı bir Uzak’ın ardından geçen yıllardan sonra, açı karşı açı, bel ve omuz planlarla dolu, diyaloğu bol, iç mekanın dış mekana üstün geldiği karlı bir Kış Uykusu’na uzanıyor.  NBC’nin  geniş, uzun ve durgun planlarla dolu diye eleştirilen filmlerinin aksine  Kış Uykusu, mekanın konumu bildiren tanıtıcı birkaç geniş plan dışında geniş planların yer bulmadığı bir film. NBC’nin az da olsa kullandığı bu geniş planlardan ilki filmin açılışında seyirciyi mekana davet edenlerden biri. Taşrayı, ıssızlığı, yalnızlığı, yalıtılmışlığı daha ilk anlarda, NBC’nin film atmosferi yaratmadaki başarısının etkisiyle, seyirciye fısıldıyor. Eski bir tiyatrocu olan Aydın, kocasından boşanmış kız kardeşi Necla, Aydın’ın genç eşi Nihal ve onların etrafında çalışan, yaşayan, hayatları, onların hayatlarına dokunan taşranın insanlarının yolları Aydın’ın Othello adlı babadan kalma otelinde kesişiyor. Otel, adını...

Salyangozlar ve İnsanlar

İstanbul Modern'in her daim ilgi çekmeyi başarabilen sinema seçkisinde bu ay, Türkiye'nin yakın çevresindeki ülkelerin sineması yer alıyor. Yeni dünya düzeninde değişen rejimi ile var olmaya çalışan ve son dönemlerde sineması hızlı bir yükselişe geçen Romanya'nın bağrından bir film kopup geliyor bu seçkiye: Salyangozlar ve İnsanlar Zorlu Çavuşesku rejimi sonrası 1992 yılı Romanyası'nda bir yandan ülkeye konser için gelen Michael Jackson'un heyecanı yaşanırken bir yandan da devlet mülkiyetinde iflas eden araba fabrikasının özelleştirilmesinin hüsranı yaşanmaktadır. Komünizm sonrası Romanyası’nın demokratik yönetimlere geçiş süreci sadece siyasi yapıda bir değişikliği meydana getirmemiş, ekonomik olarak da özelleştirmelerin başladığı, yabancı sermaye girişiminin serbest bırakıldığı bir süreci de beraberinde getirmiştir. İşte film de tam bu süreçlere tanıklık eden bir zaman diliminde Fransızlara satılacak olan, iflas eden araba fabrikasının kapatılmasını ve ...