Ana içeriğe atla

Kış Uykusu

NBC, Uzun uzun durgun ve diyalogsuz planlarla ve fotografik görüntülerle dolu karlı bir Uzak’ın ardından geçen yıllardan sonra, açı karşı açı, bel ve omuz planlarla dolu, diyaloğu bol, iç mekanın dış mekana üstün geldiği karlı bir Kış Uykusu’na uzanıyor.
 NBC’nin  geniş, uzun ve durgun planlarla dolu diye eleştirilen filmlerinin aksine  Kış Uykusu, mekanın konumu bildiren tanıtıcı birkaç geniş plan dışında geniş planların yer bulmadığı bir film.
NBC’nin az da olsa kullandığı bu geniş planlardan ilki filmin açılışında seyirciyi mekana davet edenlerden biri. Taşrayı, ıssızlığı, yalnızlığı, yalıtılmışlığı daha ilk anlarda, NBC’nin film atmosferi yaratmadaki başarısının etkisiyle, seyirciye fısıldıyor.
Eski bir tiyatrocu olan Aydın, kocasından boşanmış kız kardeşi Necla, Aydın’ın genç eşi Nihal ve onların etrafında çalışan, yaşayan, hayatları, onların hayatlarına dokunan taşranın insanlarının yolları Aydın’ın Othello adlı babadan kalma otelinde kesişiyor.
Otel, adını yalnızca Shakespeare’in eserinden almakla kalmıyor, içinde tiyatro sahnesini andıran diyalogların geçtiği, tiyatrovari mekan tasarımının ve ışık kullanımının yer bulduğu bir alan olarak da seyirci karşısına çıkıyor.
Büyük şehirden kaçmış, küçük yerin büyük insanı olmuş etrafındaki insanları kendine pervane etmiş, her konuda ahkam kesmeye meyilli, kibirli, alt sınıftan insanları doğrudan sözleriyle olmasa da davranışlarıyla aşağılan, iki yüzlü, burjuva ahlakına sahip bir aydın, Aydın.
Aydın, bir yandan yerel bir gazetede aklına gelen her konuda köşe yazısı yazar, etrafındaki insanlara ve  alt sınıfa eleştiri oklarını yöneltmekten ve onları yermekten çekinmez ama bir yandan da  kendisi, kız kardeşi Necla’nın eleştiri oklarının hedefi olur.  Necla, Aydın’ı yetkin olmadığı her konuda yazmaya çalışıyor oluşundan, yazdıklarından, bulunduğu noktaya kadar çok sert bir dille eleştirir. Necla bu noktada Aydın karşısında akıl olarak seyirci karşısına çıkarken,  Nihal ile arasında geçen bir sahnede ise Aydın’ın karşısındaki akılcılıktan yoksun, duygularının etkisine kapılmış ve kendini eleştirmekten uzak biri olarak, insanın eksikliğini ve tamamlanmamışlığını gözler önüne serer.
Bu üç kişi arasında geçen ikili diyaloglar,  karakterleri, soğan zarı gibi kat kat soyuyor ve onların cücüklerini ortaya çıkartıyor.
Kişinin başkasını eleştirirken, kendini  farklı algılayan ve yücelten benlik algısı, kendini övmeye meyilli halleri, ancak bu övgüyü kişinin kendini yüceltip başkalarının sözlerinin üzerinden gerçekleştirmesi, vicdan ve ahlak dersleri verirken araya sıkışan kelimelerde saklı kalan ötekileştirmeler,  yüz ile sırt arasında söylenen sözlerinin değişimi  karakterler arasında geçen uzun diyaloglarda su yüzüne çıkıyor.  Bergman’ın Farö adasındaki ıssızlığı ve karakterlerinin histerikleşene kadar birbirlerini deşmelerini ve yüzleşmelerini andırıyor bu yanıyla Kış Uykusu.
Toplumun temel taşı insandan yola çıkan film, insandan topluma uzanıp, sert bir taşlamaya da dönüşüyor yer yer. Kişilerin birbirlerine göre değişen rollerine bağlı olarak, değişen tavırları, madde ve maneviyat ile olan bağları da maskelerden sıyrılarak seyircinin karşısına çıkıyor.
Maske filmin önemli metaforlarından biri, Aydın’ın çalışma odasının duvarlarında asılı olan maskeler, toplumun temel taşının duvarında da çoğu zaman asılı aslında. 
NBC, filmin büyük bir bölümünde karakterler arasındaki diyalogları genellikle açı karşı karşı açıda omuz ve bel planlar içinde kadrajlıyor. Karakterin duygularını ortaya çıkaran yakın planlara, ancak filmin sonlarına doğru yer veriyor. Bu seçimiyle de karakterlerini soymadan, duygularına odaklanmayı tercih etmemiş görünüyor.
Filmde özellikle Aydın ve Nihal’in kırılma noktaları gözden kaçmıyor. Filmin başında kırılan camlar gibi, kırılan insanlarda başka şeylere dönüşüyor. Aydın’ın bencilliklerini, kibrini, başaramamışlığını kabullenip, kuyruğunu koltuğunun altına sıkıştırıp gidemeyişi gibi.
Uzun bir zaman diliminde eşsiz bir film atmosferinde, zaman zaman hafif bir müziğin zaman zaman bir köpek uğultusun eşlik ettiği seslerle bütünlenen mekan, başta  Aydın’ı canlandıran Haluk Bilginer olmak üzere, Necla rolünde Demek Akbağ, Nihal rolünde Melisa Sözen, Hamdi rolünde Serhat Kılıç’ın ayakta alkışlanacak on numara oyuculuklarının ev sahibi oluyor.
Zayıflığın ne şekilde olursa olsun sergilenmesini bir erdem olarak görebilecek bir gelenek yok bizde diyen NBC'nin,  şişinme ve övünme kültürünü bünyesinde barındıran toplumsal yapımıza batırdığı bir iğne Kış Uykusu, kendiliksizlik uykusundan uyanmayanlara ve belkide hepimize.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hayatımın Yolculuğu/ A Walk in the Woods Hayatlarımızın ellerimizin arasından hızla kayıp gidiyor olma fikri yaşam yolculuğumuza dair yeni alanlar açmamıza neden olur çoğu kez, tabi hayatı ıskalamadan yaşama cesaretini gösterebilenler için.  Bu cesareti gösterenler kendi kişisel yolculuğuna adım attıkları andan itibaren kendi hayatlarının kahramanlarına  dönüşmeye doğru bir yolculuğa çıkarlar ve “kahramanın yolculuğu” başlar. Mitolojik öykülerden, masallardan sinemaya da sirayet eden bu hikâye anlatma şekli,  insan yaşantısı değişse de arketipsel özelliklerinden dolayı çağlardan beri varlığı korumaya devam ediyor. Sinemada klasik anlatının, bu temeller üzerine kurulduğunu düşündüğümüzde, kahramanın yolculuğunun sinemada örnekleri saymakla bitmez. Hatta A Walk in the Woods/ Hayatımın Yolculuğu da bunlardan biri. Robert Redford’un canlandırdığı Bill, bir yolculuğa çıkmak için gereken çağrısını, bir tanıdığının cenaze töreninde alıyor. Ve hayatının...

Footprints: The Path of Your Life

İlk adımlar, türümüzün dünyayla temasının başlangıcı ve sonrasında hep ileriye daha ileriye gitmek, görmek, keşfetmek, bulmak, kaçmak, kaybolmak için attığı adımlar ve ardında bıraktığı ayak izleri, bazen bir kumun üzerinde, bazen karın, toprağın, suyun, çimenin üzerinde… dokunulduğu zemine göre kalıcılığı değişen, fiziksel varlığımızın dünya da en kolay yoldan görünür izleri…. Adım atmak, iz bırakmak gerçek anlamıyla ne kadar kolay olsa da mecazi anlamı söz konusu olduğunda herkes için bazen çok da kolay olamayan bir hal. Zira motivasyon, kararlılık, istek, azim, belki kırılganlık, belki başkalarından yardım isteği, dayanışma gibi pek çok bileşene ihtiyaç duyulan bir hal bir yanıyla da. İşte böyle bir hikâyeye adım atan 11 adamın 1000 km’lik haç yolculuğunun izini sürmek için Footprints: The Path of Your Life, adlı belgesel kendi kişisel hikayelerimize adım atmaya dair belki bir motivasyon aracı olarak da görülebilir. Netflix yapımı bu belgesel de Arizona’da yaşayan İspanyol...

Salyangozlar ve İnsanlar

İstanbul Modern'in her daim ilgi çekmeyi başarabilen sinema seçkisinde bu ay, Türkiye'nin yakın çevresindeki ülkelerin sineması yer alıyor. Yeni dünya düzeninde değişen rejimi ile var olmaya çalışan ve son dönemlerde sineması hızlı bir yükselişe geçen Romanya'nın bağrından bir film kopup geliyor bu seçkiye: Salyangozlar ve İnsanlar Zorlu Çavuşesku rejimi sonrası 1992 yılı Romanyası'nda bir yandan ülkeye konser için gelen Michael Jackson'un heyecanı yaşanırken bir yandan da devlet mülkiyetinde iflas eden araba fabrikasının özelleştirilmesinin hüsranı yaşanmaktadır. Komünizm sonrası Romanyası’nın demokratik yönetimlere geçiş süreci sadece siyasi yapıda bir değişikliği meydana getirmemiş, ekonomik olarak da özelleştirmelerin başladığı, yabancı sermaye girişiminin serbest bırakıldığı bir süreci de beraberinde getirmiştir. İşte film de tam bu süreçlere tanıklık eden bir zaman diliminde Fransızlara satılacak olan, iflas eden araba fabrikasının kapatılmasını ve ...