Sabah uyanıp kalktığımda "bir film yapmak lazım" diyorum, "tembelliğe mahal yok" diyorum, diyen usta bir sinemacının tembellik yapmadığının ispatı Walesa.
33. İstanbul Fim Festivali'nde Yaşam Boyu Başarı Ödülüne layık görülen Polonya sinemasının yıllanmış çınarı Andrej Wajda, sağlık sorunları nedeniyle gelemediği festivale Polonya'nın tarihinden bir kesite odaklanan filmi, Walesa ile dahil oldu.
Wajda, Polonya tarihinde önemli bir yere sahip olan tersane işçiliğinden sendika temsilciliğine, başkanlığa ve hatta Polonya'nın Cumhurbaşkanlığı'na kadar uzanan siyasi bir geçmişe sahip olan lider Lech Walesa'nın yaşamını Walesa filmine konu ediniyor.
Film, farklı zaman dilimlerini bir araya getiriyor. Bir gazetecinin Walesa'nın liderlik öyküsü üzerine yaptığı röportaj ile başlayan film, Walesa'nın hikayesini anlatmasıyla geçmişe dönüyor. Gazetecinin soruları filmin zamanını, Walesa'nın cevapları ise çoğunlukla geçmişin zamanını yansıtıyor. Bu zamanda Walesa, elektrik işçiliğinden, tersane işçiliğine, 1970'lerde yaşanan kanlı olaylardan sendikal faaliyetlere dahil oluşuna ve grev komitesi başkanlığına kadar olan süreçlerde yaşadığı olayları ve bir yanda da çok sevdiği karısı ve çok zaman ayıramadığı aile hayatını anlatıyor.
Walesa'nın kendinden emin, dik başlı, bildiğini okuyan ve kararlı yanı bir yandan Walesa'yı sürekli bulunduğu konumdan daha ileriye taşırken bir yandan da aile hayatında sorunlara neden oluyor. Ama Walesa'nın mizahi yanı ve yine kendinden emin halleri ve karısına olan aşkı onun aile hayatında da liderliğini gizliden de olsa kabul ettirmesine neden oluyor.
Uzunca bir süre röportajın soru ve cevapları arasında, bir röportaj zamanı kadar ilerleyen film, röportajın geçtiği zamanı da geçmiş zamana döndürüyor ve filmin zamansal atlamaları önce Walesa'nın Nobel Ödülü aldığı zamana, oradan da Cumhurbaşkanı olduğu zamana atlayarak 9-10 yıl gibi bir zaman atlamasıyla son buluyor.
Filmin en önemli yanlarından biri, kurgusuyla yaratılan bu zamansal oynamalar ve bunların geçişleri arasındaki kesmelerin uyumu.
Filmde, 8mm kamera görüntülerinden dijital kamera görüntülerine kadar farklı türlerde elde edilmiş görüntüler bir arada kurgulanmış. Geçmiş dönemlerdeki arşiv görüntüleri ile o görüntülere uygun olarak çekilen planlarla örülmüş sahnelerin filmsel gerçekliğe katkısı ise tartışılmaz.
Filme katkısı tartışılmayacak bir başka konu ise Walesa'yı canlandıran Robert Więckiewicz'ın oyunculuğu. Hem Walesa'ya olan fiziksel benzerliği hem de inandırıcı oyunculuğu ile filmin önemli dinamiklerinden biri haline geliyor.
Filmin tartışmaya açık yanlarından biri ise Walesa'nın çoğunlukla perdeye bir kahraman gibi yansıması ve Polonya kilisesine olan ılımlı yaklaşım. Ancak Walesa'nın salt kahraman gibi gösterildiğini söylemek de mümkün değil, zira filmin bir kaç yerinde Walesa'ya gösterilen tepkilerde de gözden kaçmıyor.
"Bir insanlık kahramanının hikâyesini paylaşmak istedim. Sosyal olarak zor şartlarda yola başlayan, bulunduğu pozisyona masum ve emin adımlarla gelen ve bunu sadece kendi zekası, gücü, enerjisi ve isteği ile gerçekleştiren bir kahramanın hikayesini… Eski bir dostum da olan Walesa'nın hikayesini anlatmak görevimdi…” diyen Wajda bu sözleriyle zaten filme nereden baktığını çok açık bir şekilde dile getiriyor.
Polonya'nın bir yarısının sevdiği bir yarısının nefret ettiği bu adamın hikayesini, bir ülke sinemasının öncüsü sayılan bir yönetmenin gözünden izlemek, ne kadar klasik bir kahraman hikayesi anlatıyor olsa da bir ayrıcalık.
33. İstanbul Fim Festivali'nde Yaşam Boyu Başarı Ödülüne layık görülen Polonya sinemasının yıllanmış çınarı Andrej Wajda, sağlık sorunları nedeniyle gelemediği festivale Polonya'nın tarihinden bir kesite odaklanan filmi, Walesa ile dahil oldu.
Wajda, Polonya tarihinde önemli bir yere sahip olan tersane işçiliğinden sendika temsilciliğine, başkanlığa ve hatta Polonya'nın Cumhurbaşkanlığı'na kadar uzanan siyasi bir geçmişe sahip olan lider Lech Walesa'nın yaşamını Walesa filmine konu ediniyor.
Film, farklı zaman dilimlerini bir araya getiriyor. Bir gazetecinin Walesa'nın liderlik öyküsü üzerine yaptığı röportaj ile başlayan film, Walesa'nın hikayesini anlatmasıyla geçmişe dönüyor. Gazetecinin soruları filmin zamanını, Walesa'nın cevapları ise çoğunlukla geçmişin zamanını yansıtıyor. Bu zamanda Walesa, elektrik işçiliğinden, tersane işçiliğine, 1970'lerde yaşanan kanlı olaylardan sendikal faaliyetlere dahil oluşuna ve grev komitesi başkanlığına kadar olan süreçlerde yaşadığı olayları ve bir yanda da çok sevdiği karısı ve çok zaman ayıramadığı aile hayatını anlatıyor.
Walesa'nın kendinden emin, dik başlı, bildiğini okuyan ve kararlı yanı bir yandan Walesa'yı sürekli bulunduğu konumdan daha ileriye taşırken bir yandan da aile hayatında sorunlara neden oluyor. Ama Walesa'nın mizahi yanı ve yine kendinden emin halleri ve karısına olan aşkı onun aile hayatında da liderliğini gizliden de olsa kabul ettirmesine neden oluyor.
Uzunca bir süre röportajın soru ve cevapları arasında, bir röportaj zamanı kadar ilerleyen film, röportajın geçtiği zamanı da geçmiş zamana döndürüyor ve filmin zamansal atlamaları önce Walesa'nın Nobel Ödülü aldığı zamana, oradan da Cumhurbaşkanı olduğu zamana atlayarak 9-10 yıl gibi bir zaman atlamasıyla son buluyor.
Filmin en önemli yanlarından biri, kurgusuyla yaratılan bu zamansal oynamalar ve bunların geçişleri arasındaki kesmelerin uyumu.
Filmde, 8mm kamera görüntülerinden dijital kamera görüntülerine kadar farklı türlerde elde edilmiş görüntüler bir arada kurgulanmış. Geçmiş dönemlerdeki arşiv görüntüleri ile o görüntülere uygun olarak çekilen planlarla örülmüş sahnelerin filmsel gerçekliğe katkısı ise tartışılmaz.
Filme katkısı tartışılmayacak bir başka konu ise Walesa'yı canlandıran Robert Więckiewicz'ın oyunculuğu. Hem Walesa'ya olan fiziksel benzerliği hem de inandırıcı oyunculuğu ile filmin önemli dinamiklerinden biri haline geliyor.
Filmin tartışmaya açık yanlarından biri ise Walesa'nın çoğunlukla perdeye bir kahraman gibi yansıması ve Polonya kilisesine olan ılımlı yaklaşım. Ancak Walesa'nın salt kahraman gibi gösterildiğini söylemek de mümkün değil, zira filmin bir kaç yerinde Walesa'ya gösterilen tepkilerde de gözden kaçmıyor.
"Bir insanlık kahramanının hikâyesini paylaşmak istedim. Sosyal olarak zor şartlarda yola başlayan, bulunduğu pozisyona masum ve emin adımlarla gelen ve bunu sadece kendi zekası, gücü, enerjisi ve isteği ile gerçekleştiren bir kahramanın hikayesini… Eski bir dostum da olan Walesa'nın hikayesini anlatmak görevimdi…” diyen Wajda bu sözleriyle zaten filme nereden baktığını çok açık bir şekilde dile getiriyor.
Polonya'nın bir yarısının sevdiği bir yarısının nefret ettiği bu adamın hikayesini, bir ülke sinemasının öncüsü sayılan bir yönetmenin gözünden izlemek, ne kadar klasik bir kahraman hikayesi anlatıyor olsa da bir ayrıcalık.

Yorumlar
Yorum Gönder