Ana içeriğe atla

İstanbul Film Festivalinin Ardından

İstanbul Film Festivalinin Ardından


Son aylardaki meraklı bekleyişimin  adı, 31. İstanbul Film Festivali idi.Mart ayının son gününün gelişiyle kavuştuğumuz festivalde, “Dünya Festivallerinden Türk Sinemasına, Yıllara Meydan Okuyanlardan Genç Ustalara, Canlandırma Sinemasından NTV Belgesel Kuşağına” kadar çok sayıda özel bölümün bulunduğu 200’den fazla filmi içinde barındıran bir seçki çıkıyor karşımıza.
     Bu Seçkiden,  birçok festival takipçisi gibi benimde,  festival başlamadan önce, kısıtlı zamanımı  hesaba katarak, oluşturduğum listede yer alan filmlerden birkaçı:
The Adventures of Priscilla, Queen of the Desert /Priscilla, Çöller Kraliçesi: Sinema ve Müzik başlığı altında gösterilen Stephan Elliot’un 1994 tarihli filmi, Priscilla, Çöller Kraliçesi, rengarek görüntülerle, Abba, Glario Gaynor ,Village People şarkılarıyla ve eğlenceli şovlarla bezeli.  Eşcinsel, sıra dışı kahramanlarının Avusturalya’nın çöllerinden okyanus kıyılarına kadar katettikleri km’lerce mesafede, keyifli ,ayrıksı sohbetleri ile geçip giden yolculukları sıkılmadan izlenmeye değer.
   Anlattığı hikayeler farklı da olsa, son dönem Türk Sineması’nda karşımıza çıkan Zenne’yi, eşcinsel karakterleri, renkli görüntüleri  ve dansları ile anımsatıyor;  Ancak daha film bitmeden Zenne’nin çok önünde yol alan bir film olduğu da gözlerden kaçmıyor.Çoktan kült kategorisini almış bu filmei, bir ara denk gelirseniz izlemeden geçmeyin.
In Darkness/Karanlıkta Kalanlar : Yıllara meydan okuyanlar  bölümünde gösterilen, Polonya’nın bu yıl yabancı dilde en iyi film dalında Oscar adayı olan filmi, Karanlıkta Kalanlar, adı ile müsemma.
Film,  2.Dünya Savaşı sırasında yaşanan gerçek  bir hikayeden yola çıkılarak senaryolaştırılmış. Ölmek yerine, yaşamayı tercih eden; ancak yaşamak için de ölümden beter koşullarda, 14 ay boyunca kanalizasyon boşluklarında yaşamak zorunda kalan, içinde çocuklarında bulunduğu bir grup Yahudi’nin zorlu hikayesi.
  Kanalizasyonda geçen günler, geceler, saklanmalar, kaçışlar ve zorluklarla  dolu , vicdani hesaplaşması bol , süresi uzun , bir savaş filminden ziyade bir yaşam mücadelesi ve hesaplaşma filmi. Yoğun karanlığına ve hikayesinin yavaş ilerlemesine rağmen film, karanlığına  izleyenleri de sürükleyebilme potansiyeline sahip ki, bu da filmin,  sinema atmosferi yaratma konusunda göz ardı edilmeyecek yanı.
Katmandú, un espejo en el cielo /Gökyüzünde Bir Ayna: Geçtiğimiz yıl  También la lluvia / Yağmuru Bile filmi ile festival izleyicisinin karşısına çıkan İspanyol yönetmen ve oyuncu Icíar Bollaín bu yıl da festival seyircisini Katmandú, un espejo en el cielo /Gökyüzünde Bir Ayna ile selamlıyor.
  İspanya’dan Nepal’e uzanan filmde ,Nepal’deki yoksul çocukların eğitimine kendini adamış İspanyol Öğretmen Laia,, Nepal’in aşırı yoksulluğuna ve eğitimden yoksun kalan çoçukların kazanılmasına dair kendince savaşıyor. Bir yandan bu savaşı verirken kendi kişisel yolculuğuna da devam ediyor. Haayatını bir yana atmış gibi görünse de Goethe’nin “İnsan kendini yalnızca insanda tanır.” deyişini yaşadıklarıyla akıllara getiriyor.
   Akıcı kurgusu,başarılı görüntüleri ve insanı maceraya davet eden hikayesi ile Gökyüzündeki Ayna’ya bakmak için geç kalmayın.
King Of Devil’s Island)/Şeytan Adasının Kralı: 2011 Norveç Amanda Ödülleri, En İyi Film ve Lübeck,En İyi Film İzleyici Ödülü alan film, gerçek bir hikayeden uyarlanmış.
  Bostoy adasında, ıslahevinde; genç suçlular, gardiyanlar ve hapishane müdürü.
Şiddetin ve tacizin filizlenip kök saldığı bir ortamda, bunun daha da büyüyüp gelişmesine izin vermek istemeyen, özgürlüğü uğruna etrafındakileri de ayaklanmaya teşvik eden, genç bir suçlu.
  Kaçışın, kovalamacanın, isyanın ve direnmenin izlerini, karın, buzun ve ıssızlığın üzerinde süreceğiniz film, başarılı ve etkileyici planları ile zihinlerde iz bırakmaya aday.
Hutte İm Wald/Ormandaki Kulübe: Daha Önceden Edukators filmi ile izleyenlerin karşısına çıkan Alman diye bilinen ama Avusturya’lı olan oyuncu ve yönetmen Hans Weingartner’ın 3. Filmi.
  Şehirden, kalabalıktan, zorunluluklardan kaçmak: Çoğu zaman, rutin hayata kapılıp giden, “ben ne yapıyorum?” sorusunu kendine sorduğu anda irkilip, kendini sorgulamaya çalışan bir çok kişinin aklına düşen eylemler.
   Ancak bunu herkes yapabilir mi? Bunu yapabilmek için Martin gibi akıl hastası mı olmak gerekir?
Martin’in kaçışları, küçük dostu, kulübesi ve ormanda geçen huzur dolu günleri. Flasbecklerle ilerleyen filmi izlerken, bir yandan perdedeki Martin’in yolculuğunun izlerini sürüp, bir yandan da kendi yolculuğumuza dair sorgulamalara kapılmamak imkansız.
Wo 11/ 11 Yaşındayım: Çin’li Yönetmen Wang Xiaoshuai ‘nin çocukluk anılarına dayanan filmi 11 yaşındayım, hikaye anlatımındaki başarısı , oyunculukların doğallığı ile perdede göz doldurdu.
  Bir katil ve bir çocuk. Bir suçlu ve bir o kadar suçsuz. Bir çocuğun  bir katile yardımı, bir katilin bir çocuğa verdiği sözü tutması. Uzak ve güvensiz bir ilişki ama alttan alta yakın ve merak dolu.
Les Trois Couronnes du matelot /Denizcinin Üç Altını:  Anılarında bölümünde, geçen yıl kaybettiğimiz Şili’li yönetmen Raul Ruiz’in 1983 yapımı filmi, Denizcinin Üç Altını
    Farklı kamera açıları, hareketli görüntüleri, gerçeklerden düşlere uzana hikayesi ve bir an bile susmayan karakterleri ile alışıldık bir çok filmin dışında, yoğun ve yorucu diyologlarıyla takibi zor , kesinlikle dinlenmiş  ve uyanık bir zihinle izlenmesi gereken bir sinema örneği.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hayatımın Yolculuğu/ A Walk in the Woods Hayatlarımızın ellerimizin arasından hızla kayıp gidiyor olma fikri yaşam yolculuğumuza dair yeni alanlar açmamıza neden olur çoğu kez, tabi hayatı ıskalamadan yaşama cesaretini gösterebilenler için.  Bu cesareti gösterenler kendi kişisel yolculuğuna adım attıkları andan itibaren kendi hayatlarının kahramanlarına  dönüşmeye doğru bir yolculuğa çıkarlar ve “kahramanın yolculuğu” başlar. Mitolojik öykülerden, masallardan sinemaya da sirayet eden bu hikâye anlatma şekli,  insan yaşantısı değişse de arketipsel özelliklerinden dolayı çağlardan beri varlığı korumaya devam ediyor. Sinemada klasik anlatının, bu temeller üzerine kurulduğunu düşündüğümüzde, kahramanın yolculuğunun sinemada örnekleri saymakla bitmez. Hatta A Walk in the Woods/ Hayatımın Yolculuğu da bunlardan biri. Robert Redford’un canlandırdığı Bill, bir yolculuğa çıkmak için gereken çağrısını, bir tanıdığının cenaze töreninde alıyor. Ve hayatının...

Footprints: The Path of Your Life

İlk adımlar, türümüzün dünyayla temasının başlangıcı ve sonrasında hep ileriye daha ileriye gitmek, görmek, keşfetmek, bulmak, kaçmak, kaybolmak için attığı adımlar ve ardında bıraktığı ayak izleri, bazen bir kumun üzerinde, bazen karın, toprağın, suyun, çimenin üzerinde… dokunulduğu zemine göre kalıcılığı değişen, fiziksel varlığımızın dünya da en kolay yoldan görünür izleri…. Adım atmak, iz bırakmak gerçek anlamıyla ne kadar kolay olsa da mecazi anlamı söz konusu olduğunda herkes için bazen çok da kolay olamayan bir hal. Zira motivasyon, kararlılık, istek, azim, belki kırılganlık, belki başkalarından yardım isteği, dayanışma gibi pek çok bileşene ihtiyaç duyulan bir hal bir yanıyla da. İşte böyle bir hikâyeye adım atan 11 adamın 1000 km’lik haç yolculuğunun izini sürmek için Footprints: The Path of Your Life, adlı belgesel kendi kişisel hikayelerimize adım atmaya dair belki bir motivasyon aracı olarak da görülebilir. Netflix yapımı bu belgesel de Arizona’da yaşayan İspanyol...

Salyangozlar ve İnsanlar

İstanbul Modern'in her daim ilgi çekmeyi başarabilen sinema seçkisinde bu ay, Türkiye'nin yakın çevresindeki ülkelerin sineması yer alıyor. Yeni dünya düzeninde değişen rejimi ile var olmaya çalışan ve son dönemlerde sineması hızlı bir yükselişe geçen Romanya'nın bağrından bir film kopup geliyor bu seçkiye: Salyangozlar ve İnsanlar Zorlu Çavuşesku rejimi sonrası 1992 yılı Romanyası'nda bir yandan ülkeye konser için gelen Michael Jackson'un heyecanı yaşanırken bir yandan da devlet mülkiyetinde iflas eden araba fabrikasının özelleştirilmesinin hüsranı yaşanmaktadır. Komünizm sonrası Romanyası’nın demokratik yönetimlere geçiş süreci sadece siyasi yapıda bir değişikliği meydana getirmemiş, ekonomik olarak da özelleştirmelerin başladığı, yabancı sermaye girişiminin serbest bırakıldığı bir süreci de beraberinde getirmiştir. İşte film de tam bu süreçlere tanıklık eden bir zaman diliminde Fransızlara satılacak olan, iflas eden araba fabrikasının kapatılmasını ve ...