Ana içeriğe atla
Geçmişten günümüze Troy

Sinema Tarihinde Truva Savaşını Konu Alan Filmler
      1910–1911  
     La caduta di Troia (The Fall of Troy)   Yönetmen : Giovanni Pastrone
 ( Truva konusu ele alan en önemli ilk filmdir.)
      1924 
  Helena. Part 1: Der Raub der Helena (“The Rape of Helen”); Part 2: Der
Untergang Trojas (“The Fall of Troy”).
Yönetmen : Manfred Noa Long-lost monumental epic made at
( Fritz Lang ‘in Nibelungen  filminin gölgesinde kalmıştır.)
    1927
The Private Life of Helen of Troy (Helen of Troy)    Yönetmen : Alexander Korda.
    1931
La regina di Sparta (The Queen of Sparta)   Yönetmen : Manfred S.
    1953–1954    
Loves of Three Queens (The Love of Three Queens, Eternal Woman, The Face
That Launched a Thousand Ships)
Yönetmen : Marc Allegret and Edgar G. Ulmer.
  
  1956  
 Helen of Troy   Yönetmen : Robert Wise 
( Truva savaşı üzerine  enli perdede ( widescreen)  gösterilen ilk film)

1962
L’ira di Achille (Fury of Achilles, Achilles)
Yönetmen : Marino Girolami.
1965
Il leone di Tebe (The Lion of Thebes; Helen, Queen of Troy)
Yönetmen : Giorgio Ferroni
1972
The Trojan Women
Greece/United Kingdom/
Yönetmen :Michael Cacoyannis.
1973
Elena si, ma . . . di Troia (Helen, Yes . . . Helen of Troy)
Yönetmen : Alfonso Brescia.
1977
Iphigenia
Yönetmen  : Michael Cacoyannis
1996
Achilles
United Kingdom. Director: Barry Purves.
2004
TROY
Yönetmen : Wolfgang Petersen
( Truva savaşını konu alan filmler içinde en pahalı ve en uzum yapımdır.)


Wolfgang Petersen
Petersen, ülkesinde II.Dünya Savaşı yaşanırken doğdu. 1953 ve 1960 yılları arasında Hamburg'taki Johanneum okuluna gitti. Burada tiyatro oyunları yönetti. Berlin'deki Film ve Televizyon Akademisi'ne gitti. İlk olarak Tatort adlı suç dizisini çekti.Das Boot filmiyle de üne kavuştu ve Hollywood'a gidip önemli oyuncular ile çoğu gişede başarılı olan filmler çekti.
 Filmografi
       One or the Other of Us (1974)
       The Consequence (1977)
       Das Boot(1981)
       The NeverEnding Story(1984)
       Enemy Mine (1985)
       Shattered (1991)
       In the Line of Fire(1993)
       Outbreak(1995)
       Red Corner (1997), as executive producer
       Air Force One (1997)
       The Perfect Storm (2000)
       Troy (2004)
       Poseidon (2006)
       Uprising (2010)
Truva Söylencesinin En Önemli Ana Nedenleri
§  Savaş
§  Tanrı
§  Ölüm
Truva  Savaşının Başlangıç Aşamaları
       Menalaus’un Truva Krallığla Barış Yapması
        Paris’in Helen’a Aşık Olması
       Paris’in Helen’i Kaçırması
       Savaş’ın Başlaması
Savaşın Anlamı
Agamennon’a göre : Ekonomik olarak zenginleşme isteği, Servetine servet ekleyerek daha da güçlenme isteği
Akhilleus ( Tanrıların Gözdesi) ve Hektor’a  göre :  Adının ölümünden sonra devam etmesi
 Akhilleus: Devlet ve bayrak için savaşmayı düşünmez ve istemez.

İlyada Destanı ve Truva Filmi
İlyada ‘da
İlyada’da öykü; Filmin yarısından sonraki bölümüne denk gelen Apollon’un öfkesiyle Akha savaşçılarının üzerindeki veba salgınıyla başlar.
Hektor’un cenaze töreni için dokuz gün odun taşındıktan sonra onuncu gün yapılan cenaze töreniyle sonlanır.
İlyada’da öykü anlatısı geriye dönüşlerle kurulmuştur.
Filmde
Öykü; Odyseus’un öyküyü anlatmasıyla başlar.
Olaylar birbirini izleyerek sürüp gider.
Truva filminde savaşlar, meydan savaşları ve düello biçiminde yapılırdı.  Meydan savaşları, tarihte yakın geçmişteki savaşlara bakıldığında olağan görünen ve bilinen savaşlardır.
Meydan Savaşları: Filmde ilk savaş Truva’da  başlar. Denizden gelen Yunan donanması binlerce gemiden oluşur. Truva savaşçıları karadan, Yunan savaşçıları denizden gelerek sahilde kıran kırana bir savaş başlar. İlk meydan savaşını Yunan’lar kazanır ve Truva kıyılarına karargah kurarlar.  Diğer bir savaşta Akhilleus savaşa katılamaz ve Yunan tarafı bu savaşı kaybeder.
Truva Filminde Düello Biçiminde Yapılan Savaşlar
1.Agamennon ( Akhilleus)  ile Thesalya’nın (Thesalya’nın savaşçısı) savaşı
2.Paris’in Menalous’un ile savaşı
3.Hektor ile Patroklos’un savaşı
4.Akhillehus ile Hektor’un savaşı
Düello Biçiminde Yapılan Savaşların Nedeni: Orduyu savaşa sokmadan, askerleri yok etmeden, yalnız bir kişinin ölümüyle savaşı kazanmak ya da kaybetmek
1.      Agamennon ( Akhilleus)  ile Thesalya’nın (Thesalya’nın savaşçısı) savaşı : Agamennon’un  Thesalya’yı egemenliği altına almak istemesi
2.      Paris’in Menalous’un ile savaşı:
Görünen Neden: Menalous’un Onur Savaşı
Gizli Neden:         Agamennon’un Truva’ya sahip olma isteği

Paris Menalous Savaşının Sonuçları

Filmde
Menalous Paris’i öldürmek İsteyince, Hektor tarafından öldürülür.
Helen, Paris’in yaralarını silerken ona moral verir. “Ben savaşan, yenen bir adam değil yanında yaşlanacağım birini istiyorum” der.

İlyada’da
Afrodit gelip, Paris’i Menalous’un elinden kaçırır. Düelloda kimse ölmez.
Helen kocasını ve ülkesini zayıf bir erkek için bırakıp kaçtığına pişmandır.
Helen Paris’e “orda kalsaydın da ölseydin keşke, eski kocam, o güçlü adam, eziverseydi seni” der.

3.Hektor ile Patroklos’un savaşı:
Truva saldırısı: Hektor Truva’nın Yunan karargahına hücum emrini onaylamaz ve savaştan önce  yapılan parlamento toplantısında bu saldırının o  an için doğru olmadığını söyler. Ancak Priamos, baş rahip ve onun kehanetlerini dinler ve savaş emri verir. Savaş başlar, Akhilleus savaşta yoktur. Kuzeni Patroklos Akhilleus’un zırhı ve miğferi içinde tanınmaz, Akhilleus olduğu düşünülür ve Hektor tarafından öldürülür.  Savaşa ara verilir. Beklenmeyen Patraklos’un ölümü ile sahne sonlanır.

4.Akhillehus ile Hektor’un savaşı:
Akhilleus tam savaştan çekilmeye karar vermişken Patraklos’un ölümünü duyunca çok üzülür, gözünü kin ve hırs kaplar. Hiçbir şey gözünde yoktur. Tek istediği Hektor’u öldürmektir. Savaş giysilerini giyer, atlı arabasına biner ve tek başına kale duvarlarına gelir. Hektor’u düelloya çağırır. Hektor ile Akhilleus kale duvarlarının önünde karşılaşır. Akhilleus, Hektor’u kalbine mızrak, göğsüne kılıç darbesiyle öldürür

  
         Truva’lı Priamos, Paris, Başrahip ve parlemento üyeleri sahili gezerken veba salgınından ölmüş savaşçıları görürler. Bu savaşçıların veba salgınından ölüm nedenini , doğrudan tanrıların öcü, daha doğrusu Poseidon’un öcü olarak değerlendirirken
Baş rahip: “Bu tanrının isteği, Apollon tapınağına saldırdılar. Apollon da etlerini çürüttü.”
Kral Priamos, tahta ata bakar ve “ Nedir bu?” diye sorar.
Rahip: “Poseidon’a bir sunu Yunanlılar geri dönebilmek için adaklar sunuyor, bu bir hediye” der ve atın tapınağa götürülmesini ister.
Paris atın yakılmasını ister, baş rahip karşı çıkar. Babası da Paris’i değil, baş rahibi dinler. Ve  tahta at kalaslar yardımıyla çekilerek kaleye getirilir.
Akhalar’ın içine saklandığı tahta at Truva’nın sonu olur.

TANRILAR

Filmde
      Tanrıların gerçek dünyaya karıştığı  pek anlaşılmaz, film öyküsü daha gerçekçi bir biçimdedir.
      Akhilleus’u çağırmaya gelen çocuk; “Annenizin ölümsüz bir tanrıçaymış, sizinde ölümsüz olduğunuz söyleniyor.” der. Akhilleus’da “Öyle olsaydı kalkana ihtiyaç olmazdı” der.
      Akhilleus denizin içinde, mavi giysiler içinde, mavi gözlü gizemli, istridye toplayan bir kadınla konuşur, bu kadın Akhilleus’un annesi deniz tanrıçası, Thetis’tir.  Ancak burada annenin tanrıça olduğunu anlatan hiçbir söz yoktur.
      Hektor, Menalous ile yapılacak savaşın kazanılamayacağını düşündüğü için Helen’in geri gönderilmesini babasından ister. Priamos: “Savaşırız bizi Apollon korur” der.       Hektor:” Agemennon bile tanrılarla başa çıkamaz söylesene güneş tanrısının kaç askeri vardır?” der.  Priamos: ”Tanrılarla alay etme” der.
      Kadın, Tanrılar’la bir tutulur. Hektor, savaşçılarına:  “ Hayatında bir kural vardır, o da Tanrılar’ı onurlandırmak, karını sevmek ve ülkeni korumaktır” der.
      Akhilleus, savaşçılarıyla birlikte manastıra çıkar. Önündeki bütün askerleri öldürür ve “Truva’nın koruyucusu Güneş Tanrısı, bizim düşmanımız bulduğunuz bütün ganimetleri alın” der.
       Akhilleus’un en sadık adamı: “ Efendim Apollon her şeyi görür, onu kızdırmamak daha akıllıca olur”  Akhilleus bunun üzerine kılıcıyla güneş tanrısının kafasını uçurur ve böylece Tanrılara meydan okur.

Filmde
      Savaşlarda talihi bir o yana bir bu yana çeken, Hera, Athena, Ares, Apollon Aphrodite gibi tanrıçalar Zeus’ın elinde bir kukla gibidirler. Zira Zeus Tanrıların birbirine  zıt istekleri arasında bir denge kurar, böylelikle söylencenin uzayıp gitmesine neden olur.
      İnsan dünyası ile Tanrı dünyasının gerçekleri belli bir efsane havasının içinde birbirine karışır. Agemennon düş mü görüyor bilin ki, Zeus Düş Tanrısı’nı ona öğüt vermek için göndermiştir.
      Tanrılar gerek gördükleri için işe karışırlar, ama bazen de çağırıldıkları için gelirler.
      Tanrılar öylesine güçlüdür ki, bir silahı istedikleri hedefe yöneltebilirler, hedeften uzaklaştırırlar, insanları dumanlarla örtüp gizlerler, havalara uçurup kaçırırlar.
      Çoğu zaman da insan kılığına girerler. Aphrodite;  Helene’ye bir zamanlar Mykene’de kendisine yün eğiren yaşlı bir kadın kılığında görünür.
      Biçim  ve kimlik değiştirmek ölümsüzler için, işten bile değildir, ama kılık kıyafet seçerken dikkatli davranırlar, görünecekleri kimseye söz geçirebilsinler diye, sevdiği saydığı bir insanın kılığına bürünürler.
      Çoğu zaman Tanrılar, yalnız bir şey söylemek istediği insana belli eder kendini , ötekiler gelişinin farkına bile varmazlar.
      Savaşlarda talihi bir o yana bir bu yana çeken, Hera, Athena, Ares, Apollon Aphrodite gibi tanrıçalar Zeus’ın elinde bir kukla gibidirler. Zira Zeus Tanrıların birbirine  zıt istekleri arasında bir denge kurar, böylelikle söylencenin uzayıp gitmesine neden olur.
      İnsan dünyası ile Tanrı dünyasının gerçekleri belli bir efsane havasının içinde birbirine karışır. Agemennon düş mü görüyor bilin ki, Zeus Düş Tanrısı’nı ona öğüt vermek için göndermiştir.
      Tanrılar gerek gördükleri için işe karışırlar, ama bazen de çağırıldıkları için gelirler.
      Tanrılar öylesine güçlüdür ki, bir silahı istedikleri hedefe yöneltebilirler, hedeften uzaklaştırırlar, insanları dumanlarla örtüp gizlerler, havalara uçurup kaçırırlar.
      Çoğu zaman da insan kılığına girerler. Aphrodite;  Helene’ye bir zamanlar Mykene’de kendisine yün eğiren yaşlı bir kadın kılığında görünür.
      Biçim  ve kimlik değiştirmek ölümsüzler için, işten bile değildir, ama kılık kıyafet seçerken dikkatli davranırlar, görünecekleri kimseye söz geçirebilsinler diye, sevdiği saydığı bir insanın kılığına bürünürler.
      Çoğu zaman Tanrılar, yalnız bir şey söylemek istediği insana belli eder kendini , ötekiler gelişinin farkına bile varmazlar.

Benzerlikler ve Farklılıklar
Film
      Haklı ve iyilik dolu Truvalılar, acımasız taraf Yunan’dır.
      Filmde savaş çok kısa  bir zaman diliminde geçer.
      Filmde tanrılar pek etkin değildir.
      Paris, filmde İlyada’daki karakterin tam tersidir
      Tanrılardan konuşulur, yardım istenir, ancak her şeyi tanrılar yönetmez, yaşam İlyada’ya göre daha gerçekçi kurgulanmıştır. Kehanetler ve bazı küçük göstergeler vardır.  Filmde bazı sahnelerde gizem ve tanrısallık sezilir.
İlyada
      Homeros, Akhalar’dan yana gözükür, Truvalılar daha çok haksız gibidir.
      İlyada’da  savaş yaklaşık on yıl gibi bir zaman dilimini kapsar.
      İlyada’da tanrılar çok etkindir.
İlyada’da Paris, içi kötülük dolu, bencil bir kişiliktir

Basında Film Eleştrileri

Bunca kan ve ölüm yalnız güzel bir kadın için...
Karşımızda "Gladyatör"deki gibi bilgisayarla yaratılmış sanal değil, gerçek devasa mekanlarda çekilmiş, binlerce figürana dayalı, sinemanın tüm çağdaş olanaklarını çok iyi kullanan bir film var
…bu yeni tarihsel film (ki aslında Homeros'un dev yapıtına bütünlük taşıyan ilk önemli ve ciddi yaklaşım sayılabilir), yalnız Truva ya da antik Yunan üzerine olan filmleri değil, genelde tarihsel film türünü yenileyen ve yapılanları aşan bir yapım. Bir tür akıllı tarihsel film ya da "entelektüel epik" bu... Çünkü, filmde görkemli olan, yalnızca savaş sahneleri değil. Ayrıca senaryo da çok iyi. "Savaş gençlerin öldüğü, yaşlıların ise konuşup durduğu bir olaydır" ya da "Tarih kralları hatırlar, askerleri değil" gibi sözleri en son hangi üstün yapımda duydunuz?
Atilla Dorsay- Sabah Gazetesi

Aşk, yanlış tercihler yüzünden her zaman acı getirecek galiba. Hele hele yasak aşkın sonu tarihte, hatta günümüzde bile çoğu kez kanlı bitiyor. Binlerce yıl önce yaşandığı bazı tarihçilere göre kesin olan Truva Savaşları da acaba aşk yüzünden başlamış olabilir mi? Hollywood yapımcılarının yanıtı"Neden olmasın?"

Durum böyle olunca, Homeros'un 15 bin satırı aşkın İlyada'sı başta olmak üzere, Truva Savaşları ile ilgili birçok anlatı da, bir aşk çatışması oluşturacak şekilde yeniden düzenlenmiş. Genç senarist David Benioff'un bu bakımdan iyi iş çıkardığını belirtmek gerek. 10 yıla yayılan bir süreci, oluş nedenlerinden başlayıp sonuna kadar gayet isabetli bir biçimde götürmüş ve çok sayıda karakteri filme başarıyla yerleştirmiş. Dahası tarihi karakterleri; hatalarıyla sevaplarıyla, doğru veya yanlış tercihleriyle, kısaca insani özellikleriyle yansıtmayı başarmış. 
Homeros'un ölümsüz destanının ilk kitabı, yarı-tanrı savaşçı Aşil'i anlatmakla başlar. Babası, bir tanrıçadan olan oğlunu ölümsüzlük nehrinde yıkarken ayak bileğinden tuttuğu için Aşil sadece ayak bileğinin üstündeki tendondan vurulduğunda öldürülebilir. Homeros onu öyküsüne özellikle ekler, böylelikle, savaşın sadece insanlar arasında değil, aynı zamanda Tanrılar arasında geçtiğini bu sayede kolaylıkla vurgular. 
Orkan Şancı- Beyazperde

Gladyatör, bir film olarak, görmezden gelinmek ya da hemen unutulmak bir yana en iyi film de dahil olmak üzere 5 Oscar ödülü almış ve 90’lardaki işleri pek beğenilmeyen Ridley Scott’ın ismini yeniden zirveye taşımış, hem de “kılıç ve sandalet” türünün bir anlamda yeniden doğuşuna ön ayak olmuştur. Daha sonra da Hollywood’un “Truva” ve “İskender” gibi yapımlara çok büyük bütçeler ayırabilmesinde, Scott’un bu görkemli tarihsel aksiyon filminin önemli payı var.
Kutlukhan Kutlu- Günümüzün Klasikleri 2

Epik filmler çok büyük falsolar vermediği sürece her zaman ‘garanti’ işler oldular. Sinema tarihi seyircinin ödüllendirdiği bir sürü epik filmle dolu. Bu filmler, Akademi’nin de Oscar gecesinde pek ıskalamadığı filmler oldular hep. Aynı formülün nasıl da hâlâ başarıyla işlediğini “Titanic (1997),Gladyatör(2000),““The Last Samurai” (2003), Troy” (2004) gibi filmlerden anlamak mümkün. 
Burak Göral- Sinema

 Yukarıda, Burak Göral’ınAynı formülün nasıl da hâlâ başarıyla işlediğini “Titanic (1997),Gladyatör(2000),““The Last Samurai” (2003), Troy” (2004) gibi filmlerden anlamak mümkün,” diye bahsettiği formül:
Joseph Campbell'dan "Kahramanın Yolculuğu"
1. Bölüm: Yola Çıkış – Ayrılış
 Maceraya Çağrı
Çağrının Reddi
Doğaüstü Yardım
Balinanın Karnı
2. Bölüm: Erginleşme – Geçiş (Initiation)
Sınavlar Yolu (Denenmeler Yolu)
Tanrıçayla Karşılaşma
Baştan Çıkarıcı Olarak Kadın
Babanın Gönlünü Alma (Babayla Uzlaşma)
Tanrılaşma (İlahlaşma)
En Son Ödül (Son İyilik)
3. Bölüm: Dönüş (Return)
Dönüşü Reddetme
Dışarıdan Gelen Kurtuluş (Kurtarılma)
Geri Dönüş Eşiğini Aşma
İki Dünyanın Efendisi
Yaşama Özgürlüğü

   Vogler’ın ortaya koyduğu anlatım iskeletine göre kahraman önce
olağan dünyada  ( Akhilleus kendi karargahında yaşar,  savaşlara katılır) tanıtılır. Bir sorun vardır ve kahramanın çözmesi
gerekmektedir. Böylece  maceraya çağrı (Truvayla Savaş için çağrılır) alır. Gönüllüdür ya da  çağrıyı
reddeder.( Çağrıyı reddeder)   Akıl hocası( Annesi savaşırsa , savaşta ölürse adının sonuna kadar yaşayacağını söyler) tarafından cesaretlendirilir.  İlk eşiği ( Savaşmaya karar verip, savaşa katılır) geçerek  özel
dünyaya (maceraların yaşanacağı yer) geçer. Özel dünyada  sınavlar,
dostlar ve düşmanlar (Akhilleus ,kendisini büyük bir savaşçı olarak inşa etmiştir ve diğer savaşan askerler arasında takımının da kaptanı olarak müsabakalardan zaferler kazanarak ayrılır.)  Mağaranın önüne  ikinci eşiğe gelir.
Ateşten gömlek giyilir. ( Büyük savaşçı Hektör ile düelloya girişir) Zor bir işi üstlenmiştir. Ölüme en yakın olduğu
yerdir. Ödül (Hektor’u öldürüp, Patraklos’un intikamını alır)  almaya hak kazanır ve olağan dünyaya doğru dönüş yolu’na  (Kendi karargahına çekilip, geri dönmeye karar verir.)
düşer.  Üçüncü eşiği geçer  diriliş deneyimiyle  dönüşüme  (Patraklos’u kaybetmesi, Hektor’u öldürmesi, Priamos’un dizlerine kapanıp af dilemesi, Briseis’e olan tutkusu, Akhilleus’u içlsel bir döüşüme uğratır ve ruhsal olarak yeniden doğar.) uğrar. İksir ile
geri döner;  olağan dünyaya bir iyilik, iyileşme ya da hazine getirir.
Vogler’ın kahramanın yolculuğu paradigması kısaca bu şekilde işlemektedir.   
Kahramanın yolculuğu geliştirilebilir bir iskelet çatıdır. Bu yapıya
detaylar ve sürprizler eklenebilmektedir. Yapı tam olarak
izlenmeyebilmektedir. Sahnelerin burada verilen sırası birçok olasılıktan biri
olmaktadır. Sahneler karıştırabilmekte, eklenebilmekte ya da
çıkarılabilmektedir. Kahramanın yolculuğu evrensel hayat deneyimlerinden
oluşmaktadır. Değişik toplumların ihtiyaçlarına göre simgeler de
değişiklikler gösterebilmektedir. Şövalyeler ya da ejderhalar gibi semboller
toplumlara göre değişmektedir. 
Çağdaş kahramanlar mağaralara, labirentlere girmeyebilirler, mistik
yaratıklarla savaşmayabilirler. Fakat tüm kahramanlar maceraların
yaşanacağı özel dünyaya girmektedirler. Özel dünya, uzay, denizin
derinlikleri ya da çağdaş şehirlerin derinlikleri olabilmektedir. (

KAYNAKÇA
1.Homeros, (2012), “İlyada”, İstanbul, Can Yayınları
2.Makal.O , (2010) “Sinemada Tarihin Görüntüsü”, İstanbul, Beykent Üni. Yayınları
3.Kutlukhan. K,  “Günümüzün Klasikleri 2”, Sinema Merkez Dergisi
4.Erat. A, (2004) “Mitoloji Sözlüğü”,İstanbul, Remzi Kitapevi
5.Martin M. Winkler  Troy, (2007)
From Homer’s Iliad to Hollywood EpicHTroy, USA, Blackwell Publishing Ltd
6. Vogler, Sosyal Bilimler Dergisi / Cilt: X, Sayı 1, Haziran  2008 )
7.Borokas Kırlar S, "TRUVA FILMI" ÜZERINDE "ILYADA DESTANi" ETKIsI
GÖSTERGEBILIMSEL YAKLASiM, Journal of istanbul Kültür University
2005/1 pp. 27-40
8.Sabah Gazetesi, 6 Haziran 2004
9.Beyazperde, Filmler, Eleştiriler,Truva
10. Troy Filmi, 2004
12.http://tr.wikipedia.org/




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hayatımın Yolculuğu/ A Walk in the Woods Hayatlarımızın ellerimizin arasından hızla kayıp gidiyor olma fikri yaşam yolculuğumuza dair yeni alanlar açmamıza neden olur çoğu kez, tabi hayatı ıskalamadan yaşama cesaretini gösterebilenler için.  Bu cesareti gösterenler kendi kişisel yolculuğuna adım attıkları andan itibaren kendi hayatlarının kahramanlarına  dönüşmeye doğru bir yolculuğa çıkarlar ve “kahramanın yolculuğu” başlar. Mitolojik öykülerden, masallardan sinemaya da sirayet eden bu hikâye anlatma şekli,  insan yaşantısı değişse de arketipsel özelliklerinden dolayı çağlardan beri varlığı korumaya devam ediyor. Sinemada klasik anlatının, bu temeller üzerine kurulduğunu düşündüğümüzde, kahramanın yolculuğunun sinemada örnekleri saymakla bitmez. Hatta A Walk in the Woods/ Hayatımın Yolculuğu da bunlardan biri. Robert Redford’un canlandırdığı Bill, bir yolculuğa çıkmak için gereken çağrısını, bir tanıdığının cenaze töreninde alıyor. Ve hayatının...

Footprints: The Path of Your Life

İlk adımlar, türümüzün dünyayla temasının başlangıcı ve sonrasında hep ileriye daha ileriye gitmek, görmek, keşfetmek, bulmak, kaçmak, kaybolmak için attığı adımlar ve ardında bıraktığı ayak izleri, bazen bir kumun üzerinde, bazen karın, toprağın, suyun, çimenin üzerinde… dokunulduğu zemine göre kalıcılığı değişen, fiziksel varlığımızın dünya da en kolay yoldan görünür izleri…. Adım atmak, iz bırakmak gerçek anlamıyla ne kadar kolay olsa da mecazi anlamı söz konusu olduğunda herkes için bazen çok da kolay olamayan bir hal. Zira motivasyon, kararlılık, istek, azim, belki kırılganlık, belki başkalarından yardım isteği, dayanışma gibi pek çok bileşene ihtiyaç duyulan bir hal bir yanıyla da. İşte böyle bir hikâyeye adım atan 11 adamın 1000 km’lik haç yolculuğunun izini sürmek için Footprints: The Path of Your Life, adlı belgesel kendi kişisel hikayelerimize adım atmaya dair belki bir motivasyon aracı olarak da görülebilir. Netflix yapımı bu belgesel de Arizona’da yaşayan İspanyol...

Salyangozlar ve İnsanlar

İstanbul Modern'in her daim ilgi çekmeyi başarabilen sinema seçkisinde bu ay, Türkiye'nin yakın çevresindeki ülkelerin sineması yer alıyor. Yeni dünya düzeninde değişen rejimi ile var olmaya çalışan ve son dönemlerde sineması hızlı bir yükselişe geçen Romanya'nın bağrından bir film kopup geliyor bu seçkiye: Salyangozlar ve İnsanlar Zorlu Çavuşesku rejimi sonrası 1992 yılı Romanyası'nda bir yandan ülkeye konser için gelen Michael Jackson'un heyecanı yaşanırken bir yandan da devlet mülkiyetinde iflas eden araba fabrikasının özelleştirilmesinin hüsranı yaşanmaktadır. Komünizm sonrası Romanyası’nın demokratik yönetimlere geçiş süreci sadece siyasi yapıda bir değişikliği meydana getirmemiş, ekonomik olarak da özelleştirmelerin başladığı, yabancı sermaye girişiminin serbest bırakıldığı bir süreci de beraberinde getirmiştir. İşte film de tam bu süreçlere tanıklık eden bir zaman diliminde Fransızlara satılacak olan, iflas eden araba fabrikasının kapatılmasını ve ...